DEVLET VE KAPİTALİZM
Günümüzdeki modern ‘devlet’ yapısını anlamak için biraz geçmişe gidip toplumların gelişimine ve geçiş dönemlerine bakmamız gerekiyor. Bildiğiniz gibi toplumlar; ilkel toplum, köleci toplum, feodal toplum ve kapitalist toplum olmak üzere dört başlıkta incelenmektedir.
İlkel toplumlar avcılık ve toplayıcılıkla geçimini sağlayan topluluklardır. Avladıkları ve topladıkları ürünü paylaşırlar. Avcılık ve balıkçılık üretim tarzı değildir. Üretim tarzındaki değişikliklere hükmeden genel kanun emeğin üretkenliğinin gelişmesidir.
Nüfusun artmasıyla ve kaynakların giderek kıtlaşmasıyla kabileler gruplaşmaya ve kendi aralarında savaşmaya başlamışlardır. Sonrasında yurtlar (yerleşim yerleri) belirlenmiş, kabileler artık ayrışmış ve ekip biçmeyi öğrenmişlerdir.
Üretim araçlarının (teknoloji) gelişmesiyle insanların birbirine bağımlılıkları azalmış, kalabalık gruplar halinde hareket etme mecburiyeti ortadan kalktığı için kabileler hatta aileler kendi yaşam alanlarını belirlemeye başlamışlardır. Çitlerin çekilmeye başlaması ve yaşam alanlarının genişlemeye başlaması ile birlikte çalıştırmak için daha fazla insan ihtiyacı oluştu. Bu topraklara çalıştırmak üzere köleler getirilmeye başlandı. Dolayısı ile emek üretkenliği başlamış oldu. Köleler çalıştıkça ürün (ihtiyaç fazlası) oluşmaya başladı. Bu ürünler satıldıkça topraklar genişledi. Daha fazla köle getirildi ve emeğin üretkenliği arttı. Zor şartlar altında çalışmaya zorlanan köleler kaçmaya çalışıyordu. Bunun yanında atları ve ürünleri çalan çeteler oluşmaya başladı. Bunun için önlemler alınması gerekiyordu. Toprak sahipleri toplandılar. Hem hırsızlar hem de köleler için yaptırım uygulama kararı aldılar.
*Kanunlar çıkardılar.
*Köleler ve hırsızlar için atlı birlikler oluşturdular.
*Suçlular için hapishaneler oluşturdular.
*Kendi çocuklarının eğitimi için okullar açtılar.
*Kendi aralarında bu sistemi kontrol etmesi için bir başkan seçtiler.
‘’ İşte devlet böyle doğdu’’
Devlet erk, güç demektir. Güç-erk üretim araçlarına sahip olmakla elde edilir. Yani üretim araçları, toprak kiminse devlet odur. Adalet de onların adaletidir.
Mülkiyetin gelmesiyle birlikte sınıflar doğdu.
Kölelerin köle ticareti yapanlara karşı koyması, kayıpların oluşması, maliyetin artması, verimin düşmesi, köleler arasında hastalığın yayılması, ölümler ve köle ticaretinin zorlaşması köleci toplum üretim tarzını bitirdi. Yeni düzende aidiyet duygusunu geliştirmek ve verimi arttırmak için köylüler (serfler) köleleştirilmeye başlandı.
Yeni sistemde köylüler bu topraklarda çalışarak üretim yapmakta fakat ürettiklerinin yalnızca yaşamalarına yetecek kadarını almaktaydılar. Geri kalanı ise toprak sahiplerine (lord) bırakılıyordu. Lordlar ise bir kısmını krala (devlete) veriyordu. Burada üretim araçlarına sahip olanlar (ezenler); toprak sahipleri, feodal ağalar ve lordlardır. Köylüler yani serfler ise ezilenlerdir. Adalet toprak sahiplerini korumak için işler.
Zanaatın geliştiği, zanaatçının arttığı, buharlı gemilerin, dokuma makinalarının ve diğer icatların ortaya çıktığı bir dönemde emeğinden başka satacak bir şeyi kalmayan ‘özgür köylüler’ iş aramak için şehirlere gitmeye başladılar. Böylece Kapitalizme geçiş başlamış oldu.
Kapitalizm ekonomik olmasının yanı sıra, tarihsel bir sistem olarak da kabul edilir. Kapitalizmden önceki döneme bakacak olursak, dünyaya hükmeden sistem feodalizmdi. Üretim araçlarının ve toprakların tümü, aristokratların elindeydi. Ekmek parasına muhtaç olan halka, bu toprakları ekip biçme hakkı veriliyordu. Tabii, bir şartla; geçimini sürdürecek kadarını aldıktan sonra geri kalanı teslim edecekti. Kırsal kesimde sistem bu şekilde işlerken, kentlerde yaşayanlar daha şanslı denilebilirdi. Kent insanları ticaretle uğraşabiliyor, zanaat yapabiliyordu. Böylelikle kente göç başladı ve kırsal alan iş yapamaz oldu. Ticaretin de gelişmesiyle feodal sistem, yerini kapitalizme geçişe bıraktı. Emek ve iş gücü, satılmaya başlandı. Kısacası gücün adresi toprak değil, artık para ve servet oldu.
Sanayi Devrimi’yle birlikte daha rahat uygulama alanı bulan kapitalizm, tüm Avrupa’ya buharlı trenlerle taşındı. Madenden tekstile her türlü endüstri, daha çok para kazandıran yollardan oldu. Daha önce hiç “laissez-faire, laissez-passer” sözünü duymuş muydunuz? Türkçesi “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” olan ve kapitalizmle özdeşleşen bu söz, devlet müdahalesinin en aza indirilerek serbest rekabet ortamının yaratılmasını sağladı. Devletin müdahalesinin olmadığı ve sadece sermaye sahiplerinin kapıştığı bir yerde ezilenler, ücretli kesim ve esnaf oldu. Eski usul üretim kalmadığından para da kazanamayan esnaflar, birer birer yok oldu ve geriye, ücretli sınıf ve sermaye sahipleri kaldı. Böylece kapitalizm, kök salarak yerini sağlamlaştırmış oldu.
Kapitalizme göre; toplumda iki sınıf bulunmaktadır: yönetenler ve yönetilenler. Üretim araçlarının birçoğu, yöneten sınıfın elindedir ve işletilmesi de yine yöneticilere aittir. Yönetici sınıf, oyunu belirlenen kurallara göre değil, kendi çıkarlarına göre oynar. Zaten tüm kuralları da kendi çıkarına göre belirler. Kapitalizmin temel kuralı da budur: en yüksek çıkarı elde etmek. Bu nedenle de üretim araçlarını elinde bulunduran sınıf, yani günümüzde bakacak olursak patronlar, müdürler ve iş yeri sahipleri, kendi çıkarlarını maksimum seviyeye çıkarmak için en az maliyetle en fazla karı elde etmek ister.
Kapitalizm, ekonomiye yapılacak herhangi bir müdahaleyi dengeyi bozmak olarak gördüğü için devletin atacağı her adıma, düzenleme dahi olsa karşı çıkacaktır. Devletin görevi; piyasa işleyişinin düzgün gitmesini sağlamak ve olası sorunları önlemektir. Çünkü müdahale olmadığında, sistem zaten dengededir. Yani üretim araçlarını elinde bulunduran az sayıdaki yönetici sınıf, devletin müdahalesi söz konusu olmadan, ister çatalla ister eliyle isterse de hile hurdayla pastayı yiyebilir. Artık çıkarlar, değer yargılarını da ezip geçmiştir.