SOSYAL DEMOKRASİNİN DÜŞÜNSEL KÖKLERİ.         
       
  Sosyal Demokrasinin düşünsel kökleri 19.yüzyılın sonunda uluslararası sosyalist hareketin içerisinde başlayan bir tartışmaya dayanmaktadır.Bu gün olduğu gibi o dönemde de hızlı bir küreselleşme söz konusuydu.Ulaşımda ve iletişimde yeni teknolojilerin teşvik ettiği kapitalizm yenilenip hayata dolmuştu ve adeta bir ahtapot gibi dokunaçlarıyla dünyayı dört bir yanından sıkıca kavramaya başlamıştı.                 
Marksizm; Marx, Engel tarafından sistemleştirilen ve Kautsky tarafından yaygınlaştırılan öğretinin temel özelliği tarihsel materyalizme ve sınıf çatışması anlayışına dayanıyor olmasıdır.Bu öğretiye göre tarihin gidişatını insan bilincinde ya da davranışlarında gerçekleşen değişimlerden ziyade ekonomik ve toplumsal ilişkilerde meydana gelen değişimler belirler.
Engells'in savunduğu gibi "materyalist tarih kavramı(......)tüm sosyal değişikliklerin ve siyasi devrimlerin nihai sonuçlarının insanların kafasında ya da mutlak adaleti ve hakikati daha iyi kavramasında değil,her dönemin kendi ekonomisinde aranmalıdır.
Kapitalizm kendi içinde gelecekte ortaya çıkacak Sosyalist bir toplumun tohumlarını taşıyordu.Yani Sosyalizme gebeydi. Kautsky'nin değişiyle "ekonomik kalkınma,sömürülen sınıfları bu özel mülkiyet sistemine karşı ayaklanmaya zorlayacak koşulları da beraberinde getirir" Mevcut sistemin katlanılmaz bir hal aldığı,kaybedilecek hiç bir şeyi olmayan,aksine kazanacak çok şeyi olan işçilerin sayısı gün geçtikçe artıyordu.
  Ne var ki 19.yüzyılın sonunda işçi sınıfı istikrarlı bir şekilde yoksullaşmıyor,küçük çifçilik ve küçük işletmecilik bir türlü kaybolmuyordu.Ekonomik büyüme ise tam gaz devam ediyordu ve genel bir ekonomik çöküş her geçen gün biraz daha uzak görünüyordu.
  20.yüzyılın başlarında kapitalizm serpiliyordu ama Marksist tasarının ortaya çıkışını teşvik etmiş olan ekonomik adaletsizlikler ve toplumsal bölünme de devam ediyordu.Ama o dönemdeki Marksist partilere göre diğer kesimlerle birleşmek yerine Kapitalist sistemin iç çelişkileri beklenmeliydi.Bu edilgen ekonomizm, ekonomik ve toplumsal baskı altında olan kitlelerin ruhsal ve siyasal gereksinimlerini karşılayacak çok az iş yaptı.Bu durum Avrupa toplumlarında büyük huzursuzluğa neden oldu ve sol eleştirmenlerin yanı sıra milliyetçi sağda bireysel çıkarcılığa ve şahlanmış bireyciliğe,geleneksel ve toplumsal yozlaşmasına,kamplaşmaya ve kapitalizmin beraberinde getirdiği bölünmeye karşı sesini gittikçe yükseltti.
  Kapitalizmin olumsuz yanlarına(çöküşünü beklemek yerine) bilfiil karşı çıkmak isteyenlere o dönemdeki marksist partilerin sunabileceği -kapitalizmin çöküşünü beklemek dışında-çok az şey vardı.Revizyonizm işte böyle bir zeminde doğdu.
19.yüzyılın son günlerinde bir kaç sosyalist arzuladıkları siyasi sonuç istedikleri ve bekledikleri gibi mevcut koşullardan kendiliğinden ve zorunlu olarak çıkmazsa,bu sonucun ancak insanların bilfiil eylemleri aracılığıyla elde edilebileceğini anladılar.Toplumun desteğini sağlamak amacıyla sosyalist programı yenilemeyi,tadil etmeyi tercih ettiler.Eğer sosyalizmin zaferi tarihin kaçınılmaz bir sonucu olmayacaksa,bu ülküyü en azından arzulanabilir bir şey,daha iyiye daha güzele ulaşmaya şartlanmış insanların etkin olarak çabalarıyla gerçekleştirilebilecek bir şey haline getirebileceklerini düşündüler.Sosyalizmin ahlaki temellerinin yeniden keşfedilmesi,ülkelere ve özgün Marksist tasarıları destekleyen asıl ruha vurgu yapılması konusunda çağrıda bulundular.
Demokratik Revizyonistler,karşı konulmaz ekonomik güçlerden ve kaçınılmaz sınıf çatışmasından ziyade insan iradesine ve sınıflar arası iş birliğine vurgu yaptılar.Bu grubun en önemli üyesi hem uluslararası sosyalist harekette hem de bu hareketin en güçlü partisi SPD (Almanya Sosyal Demokrat Partisi)da önemli bir sima olan EDUARD BERNSTEİN idi.       
  Sosyalizmin ortaya çıkışı için kapitalizmin ölmesini beklemektense mevcut sistemi bilfiil yenileme girişimlerini destekledi."Sosyalizmin gelmesi zenginliğin azalmasına değil artmasına ve sosyalistlerin köklü değişikleri teşvik edebilecek olumlu ve elle tutulur reform önerileri ortaya koyma becerilerine bağlıdır" Bernstein 1898.
Sosyalistler orta sınıfın ve köylü sınıfının tatmin edilmemiş unsurlarını davaya hizmet edecek neferlere dönüştürülebilir potansiyel müttefikler olarak görmeliydiler.İşçi sınıfının seçimlerde asla tek başına çoğunluğu sağlayamayacağını,proleter olmayanlarla yapılacak iş birliğinin getirisinin siyasi iktidar olduğunu açıkça belirtmek zorunda kaldı.
Artık Sosyal Demokratlar kapitalist sistemi ehlileştirmek için devletin gücünü kullanacak programları hayata geçirmenin mücadelesini veriyorlardı.Halka,topluma inmenin,kamu yararını savunmanın daha cazip olduğunun farkına vardılar.Partilerini işçi partisinden halk partisine dönüştürmeye teşvik ettiler
Piyasaları denetim altında tutmak için devleti kullanma kararlığı ile "hak partisi"olma çabasını birleştiren kendine has,ayrıksı ve uygulanabilir bir siyaset manzumesi üzerinden hayata geçirildi.Sosyal Demokratlar bu dönemde sadece İSVEÇ de bir siyasi partinin yönetimini ele alabildiler.İki savaş arası kalan dönem de Sosyal Demokratik gündem tam olarak yalnızca İsveç'te uygulanabildi.
  İkinci dünya savaşından sonra sosyal demokratların fikirleri ve önerdikleri siyasalar sol ve siyasi yelpazenin geri kalanının büyük bölümü tarafından benimsendi.1930 lardaki siyasi kargaşanın nedeninin Büyük buhran,Büyük buhranın nedeninin ise piyasanın denetimsizliği olduğu kabul ediliyordu.Dolayısıyla 1945 yen sonra Batı Avrupa ülkeleri bir yandan toplumu kapitalizmin yıkıcı sonuçlarından koruyacak,diğer yandan ekonomik büyümeyi sağlayacak yeni bir düzen inşa etmeye başladılar.Piyasa güçleri üzerinde daha geniş ve daha doğrudan toplumsal denetimi tekrar kurmak maksadıyla Devlet kavramına tutundular.Artık ekonomide çıkarlar uğruna sınırsız esneklik ve serbestlik de söz konusu olmayacaktı.1945 den sonra devlet genel olarak ekonomiden ziyade toplumu korumakla mükellef bir muhafız gibi görülecekti.Bu nedenle ekonomik zorunluluklar toplumsal zorunluluklar karşısında arka plana itildi.Batı Avrupa da devletler kendilerini açıkça piyasaları denetleyip yönetmeye ve toplumu piyasanın yıkıcı etkilerinden korumaya adadılar.
Fakat bu dönüşüm ideolojik düzeyde her zaman karşılık bulmamıştır.Savaştan sonra Alman sosyal demokrat partisi(SPD) Almanlara savaştan önceki programını sunmaya ve aynı çağrıyı yapmaya devam etti.SPD uzlaşmaz tavır takınmakla kalmadı, işçiler ve diğerleri arasında yapageldiği ayrıştırıcı söyleme geri döndü.SPD nin. 1950 seçimlerinde oyu azalan SPD 1955 de izlediği rotayı tamamen değiştirecek iki temel hedefe yönelecekti.Halk partisi haline gelmek ve kapitalizmi ortadan kaldırmak yerine dizginleyip düzenlemek.
1945 yılı sonrasında Batı Avrupa ulusları,bir yandan toplumları kapitalizmin yıkıcı sonuçlarından korurken,aynı zamanda ekonomik büyümeyi de sağlayabilecek yeni bir düzen inşa etmeye başladılar.Devlet genellikle ekonomiden ziyade toplumun koruyucusu olarak anlaşılmaya başlanacaktı ve ekonomik zorunluluklar,toplumsal zorunlulukların bir adım gerisinde kalmaya zorlanacaktı.Yani ekonomik faaliyetlerin büyük kısmı piyasa güçlerine değil siyasal süreçlere dayanmaya başkamıştı.Bu değişimin en fazla ifadesini buduğu iki olgu ise KEYNESCİLİK ve REFAH DEVLETİ idi.
  Keynesciliğin önemi,piyasaların kendi başlarına bırakıldığında en iyi sonuca ulaşacağı görüşünü REDDETMESİ ve ekonomik ilişkilere dönük somut devlet müdahalesi çağrısında bulunmasıydı. Keynes piyasaların hem toplumsal hem de siyasi açıdan tehlikeli olduğunu idrak etmişti.
Keynescilik;               
-Çalışan işçilerin maaşı artacak.           
-Tüketim çoğalacak.               
-Yeni fabrikalar açılacak.                 
-Cumhuriyetin temel kaynakları bir kaç kişi yararına değil,herkesin yararına işletilecek.   
  -Tam istihdama (işsizliğin bitmesi) ulaşılacak.                   
-Kapitalistin karı kontrol edilecek,çalışan kesime aktarılacak.   
-Devletin piyasaya müdahalesi nedeniyle sosyal ve ahlaki bir ekonomi geliştirilecek.
REFAH DEVLETİ
Devletin toplumun koruyucusu ve toplumsal birliğin başlatıcısı olduğu görüşüdür.Bundan böyle bir kişinin geçinmesi,piyasadaki konumuna bağlı olmayacak,bunun yerine bir insan topluluğuna üye olmanın ahlaki bir hakkı olarak, geçimi garanti altına alınacaktı.
İSVEÇ ÖRNEĞİ.         
İsveç  refah devleti kapsayıcılığı ve evrenselliği ona geniş bir sınıf,bir dayanışma ve sosyal demokrat konsensüs sağlamakta yardımcı olurken,aynı zamanda bölüşümün asli faili ve halkın yaşam fırsatlarının baş belirleyeni olarak piyasayı aykırılaştırıyordu. Parti(SAP) bilinçli bir şekilde sosyal politikayı, seçmenler üzerinde etkisini geliştirmek ve sınıflar arasında bir ortak çıkar duygusu yaratmak için kullanıyordu
Örneğin beyaz yakalı işçilerin artan öneminin farkına varan SAP bunların çıkarlarını diğer işçilerin çıkarlarına bağlayacak sosyal politikalar geliştiriyordu.Parti refah devletinin kendisinin "halkın toplam gelirinin ortak bir kaynak olarak değerlendirilmesi ve bunun bir kısmını gelir seviyesi düşük olanlara aktarılıyordu.SAP işçi sınıfı içinde sıkı bir örgütlülüğü sürdürürken,desteğini bu sınıfın ötesinde de güçlendirdi. Fazla kar kademeli olarak verimli endüstrilerin işçilerince denetlenecek ve böylece yeniden yatırıma dönüştürecek bir fona aktarılacaktı.Bu girişim partinin bir yandan ekonomi üzerinde "demokratik" denetimini arttırırken diğer yandan hem büyüme hem de dayanışmacı bir ücret politikası yaratma stratejisiyle de uyumluydu.
  Ayrıca paranın bu işçilere aktarımının devam etmesiyle,İsveç ekonomisinin büyük kısmında "özel mülkiyet" de kademeli biçimde ortadan kaldırılacaktı.Ücretli fonların kapitalizmin asli varoluşunu tehdit ettiğini ve bu nedenle sosyal demokratların özel sektöre uzun zamandır garantisini verdiği dengelere son verdiğini fark eden İsveç sermaye çevreleri ve siyasi müttefikleri,bunu engellemek üzere eşi benzeri görülmemiş bir çaba göstermeye başladı.Kaybeden taraf olmamak için SAP fonların önce küçültülmesine,sonra da tamamen kalkmasına izin verdi.Ancak bu partiye büyük zarar verdi.
Parti içi kriz 1980'lere kadar devam etti. 80'lerde tekrar iktidara gelen SAP yelpazenin farklı yerlerindeki seçmenlere ulaşmayı başardı.Çevrecilik,kadın hakları gibi pek çok meseleyi kendi programına aldı.
  Fransa'da savaş süresince direniş üyeleri sadece bencillik,düzensizlik ve geri kalmışlık getiren liberalizmin aşılması gerektiği konusunda ikna olmuşlardı.Savaş sonrası kurulacak cumhuriyeti,örgütlü,özgür,ekonomik eşitliğe büyümeye insan onuruna dayalı bir devlet şekli olarak tasavvur ediyorlardı. İtalya kamu işletmeleri ve devlet müdahaleleri açısından bütün Avrupa da en aşırı örnekti.1950 ve 1960 yılları boyunca devlet İtalyan sanayinin yaklaşık %30 unu kontrol ediyordu.Ülkeyi "emek üzerine kurulan "demokratik bir cumhuriyet olarak ilan eden,işçilerin gelişmesinin önündeki bütün "ekonomik ve toplumsal engellerin kaldırılacağı taahhüdünde bulunan İtalya'nın savaş sonrası anayasasında önemli bir yere konuluyordu
SPD savaş sonrası Alman siyasetindeki rotasını tamamen değiştirdi.Ana ilke olarak millileştirmeyi değil yalnızca ekonomik yoğunlaşmayı ve ekonomik iktidarı denetlemenin bir dizi aracını kullanmayı ön plana aldı.Mümkün olduğu kadar rekabeti,gerekli olduğu kadar planlamayı teşvik edecekti.Parti programından tecrit edilmiş,yabancılaşmış ve ezilen işçi sınıfını kurtarmak misyonunu terk ettiğini ve ilerlemenin reformlar yoluyla ve iktidarında parlamentoda yer almak kaydıyla sağlanacağını kabul etti.Bu parti içinde çalkalanmalara yol açtı. SPD'nin 1966 yılında Hristiyan Demokratik Birlik ve Hristiyan Sosyalist Birlik ile büyük bir koalisyon kurması, tartışmaları daha da alevlendirecekti.      Partinin başına geçen Willy Brant,SPD'nin 1969 yılında tarihinin en büyük oranına %42.7 ye ulaştı.Liberallerin desteğiyle kendi hükümetini kurdu. Brant'ın skandallar neticesinde istifa etmek zorunda kalmasıyla yerine geçen Helmut schmidt reformlara devam etti.Ancak 1970'li yıllarda başlayan ekonomik gerileme,petrol fiyatlarındaki ciddi artış,1977 küresel ekonomik durgunluğun neden olduğu sıkıntılar,sosyal demokrat reform programının kurumsal ön koşullarının ve maddi zeminin altını oydu.Gençler ve radikallerin yanı sıra yoksulların,işsizlerin ve sistemce dışlanmış kişilerin desteğini kaybetti.Gençler ve radikallerin çoğu Yeşiller Partisine katılırken diğer gruplar yüzlerini sağ ve popülizme çevirdi.Kendini diğerlerinden ayıracak bir şey sunamayan içi boşalmış SPD seçimler açısından kırılgan,parti içi çekişmelerle uğraşan parti haline gelecekti.