HACI BEKTAŞ VELİ

Baba İlyas'ın halifesi,dolayısıyla da Babailerin bağdaşımcı öğretisinin en önemli savunucusu ve sürdürücüsüdür.Ahmet Yesevi ile birlikte belirginleşmeye başlayan,Baba İlyas ve Baba İshak tarafından bir halk hareketine dönüştürülen bağdaştırmacı,hoş ve geniş görülü,ırk ve din ayrımı yapmayan heterodoks İslami geleneği bir bakıma Hacı Bektaş Veli'nin kişiliğinde en önemli temsilcilerden birini bulur.Bu büyük Türkmen şeyhinin büyüklüğünün ya da adı etrafında bir kutsama oluşturulmasının bir nedeni de onun insanı,insanı temel alan öğretisine renk katan önemli düşünsel kökler den olan Melametlik ve Babailik ise öbürleri de Haydarilik ve Vefailiktir.

Babailik hateketinin düşünsel çizgisinin sürdürülmesinde etkin olan diğer dervişler Kaygusuz Abdal ve Abdal Musa dır.Başta bağdaşımcılığı,çoğulcuğu,toleransı,birliği,dürüstlüğü,barışı,uzlaşıyı,ve ahlaklılığı öne çıkarmışlardır.

YUNUS EMRE

  Avrupa"da kendisiyle karşılaştırılabilecek bilginler-bilimciler,henüz Haçlı Seferi düşüncesinin propagandasını yaparken,Yunus Emre,çoğulculuk ve tolerans kavramlarının içerik olarak belirginleşmesine katkı yapmış ve bu evrensel insanlık değerlerini felsefi olarak öğretileştirmeye çalışmıştır.Aşağıdaki dizeler bu açıdan Yunus Emre'nin insan,toplum ve dünya anlayışını açığa vurmaktadır.  "Uetmiş iki millete,suçum budur,hak dedim.  "Korku hiyanettir,ya ben niçin kızarım"            Yetmiş iki millete hak demek,o milletlerin her türlü kültürel-dinsel özelliklerini olağan görmek,toplumsal yaşamda kullanılmasını ve geliştirilmesini doğal saymak anlamı taşır.Bu düşünsel yönelişiyle Yunus,bu günlerde sıkça sözü edilen empati yani kendisini başkasının yerine koyma yeterliliğinin çok ötesine geçmektedir.Öte yandan çokluğu,çoğulculuğu tanımak ve hak bilip bir arada yaşamak bazı çevrelerce hoş karşılanmamış olmalı ki,Yunus Emre,korkmadığını,korkuya kapılmanın ihanet olduğunu dile getirme gereksinmesi duymuştur.

Yunus Anadolu'da çoğulculuğu felsefileştiren düşünür-şairdir.Çoğulculuk dinde,inançta,etnisitede,bütün bunların toplamı olan kültürde,dolayısıyla da yaşayış ve düşünüştedir.Söz konusu çoğulluk yüzyılların akışı içinde Anadolu kültürünün mayasını oluşturmuştur.

Yunus Emre'nin bağdaşımcılığı en açık biçimde,              "Sen seni ne sanırsan,ayrığı da onu san"                        "Dört kitabın anlamı budur,eğer varsa"                                sözlerinde ortaya çıkar.Bu belirlemeye göre kişi kendisini nasıl değerlendirirse,"ayrığı" "başkayı" veya "öteki"yi, daha açık anlatımla,kendisi dışındaki insanları da öyle değerlendirmelidir.Böylece,insanı belirleyen ve diğer insanlardan ayıran her türlü etnik ve dinsel bağlılık ortadan kalkar.Yunus, "de ki,eksiklik hep bendedir" "öğüdünü özüne ver" "uyar gafletten özünü" "senlik benlik gütme" sözleriyle öz eleştiri anlayışını ortaya koyar.

SADIK ABDAL'da çoğulculuk ve tolerans; 

    Sadık Abdal 1380-1460 yılları arasında yaşamış bektaşi şairlerindendir.Sadık Abdsl Şeyh Bedrettin'in yaşadığı coğrafyada yaşamış,başkaldırının yenilgi ile sonuçlandığı kültür ve düşünce ortamını solumuştur. "Ey Sadık eğer Hak'kı bulmak diliyorsan, O yakındır,kendinde bulursun" diye yazan Sadık Abdal,Yunus Emre,Nesimi,Hacı Bektaş Veli,Abdal Musa gibi heterodoks şair ve düşünürlerin oluşturduğu bağdaşımcı gelenek doğrultusunda Hak'kı veya tanrısal hakikati arayan insanın ilkin kendinden başlaması gerektiğini dile getirir.Söz konusu arayış ve uğraş,özünü bilmek veya öz-tanıyım ile olanaklıdır.Özünü tanımak,eksikliği kendinde aramak,önce kendisini eleştirmesi demektir. "Hak'kı kendinde ara,Allah'ın tecellisi sensin, Gözünü aç,kendini cehalet karanlığından kurtar" çağrısı,Aydınlanmanın ip uçları olan ve Aydınlanmacı düşüncenin önünü açan insan ve dünya anlayışını yansıtmaktadır. "Herkesi yaratan aynı yaratıcıdır, Her birisini farklı şekilde yaratmıştır"    dizelerinde çoğulculuğun yaratıcı kaynağını dile getirir.